Türk Sinema Tarihi İlk Yıllar ve Fuat Uzkınay

Sinematograf’ın Osmanlı Topraklarına Gelişi

Abdülhamit’in kızlarından Ayşe Osmanoğlu, anılarında sarayda yapılan bir film gösterisinden bahsetmiştir. Saray’a sinemayı Bertand adlı, hokkabaz ve taklitçi getirmiştir. Padişahın izni ile her Fransa’ya giderek çeşitli yenilikleri padişaha sunmuştur. Bu bilgiler ışığında 1896’ın son yıllarında ilk kez Osmanlı’da film gösterimi yapıldığını söyleyebiliyoruz. Yıldız Sarayın’da gerçekleşen bu ilk gösterimin ile bilgileri ayrıca Nurullah Tilgen ve Rakım Çalapala yazılarında da bulabilmekteyiz.

1897 yılında halka açık ilk film gösterimi düzenlendi. Romanya uyruklu bir Polonya yahudisi olan Sigmun Weinberg Pathe’in Türkiye temsilciliğini yapıyordu. Sinemayı Türklere tanıtmayı amaçlamayan Weinberg, daha çok Pathe’nin mallarının reklamını yapabilmek için ilk halka açık film gösterimini gerçekleştirdi.

Sigmund Weinberg İlk Film Gösterimi
Sigmund Weinberg İlk Film Gösterimi

İlk Film Gösterimi

Sponeck Birahanesinde gerçekleşen bu ilk gösteri halkın büyük ilgisini çekmişti. Gericilerden de tepki alan bu icat her ne kadar hoş karşılanmasa da merak daha geliyordu.

Sponeck Salonu İlk Film Gösterimi
Sponeck Salonu İlk Film Gösterimi

Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi kitabına göre Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki bu birahanede gerçekleştirilen ilk sinema gösterimini, Fransız Pathé Yapımevi’nin İstanbul temsilciliğini yapmakta olan Romanya uyruklu Polonya Yahudisi Sigmund Weinberg organize etmiştir. Ancak bu konuda çelişkili başka bilgiler de mevcuttur. Gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren, “Sigmund Weinberg: Sinemayı Türkiye’ye Getiren Adam” yazısında, Sponeck’teki sinematograf gösterisini Weinberg’in değil, Henry adında Fransız bir sinemacının düzenlediğini belirtmektedir.

 

Sponeck’teki ilk gösteriyi izleyenler arasında o tarihte 8-9 yaşlarında olan Ercüment Ekrem Talu ile ağabeyi Nejat da bulunmaktadır. Ekrem Talu, yıllar sonra kaleme alacağı “İstanbul’da İlk Sinema ve Gramofon” başlıklı yazısında bu olayı şöyle anlatır:

“Çocuktum, sekiz-dokuz yaşlarında vardım. Tam tarihini söyleyemeyeceğim ama, sanırım 1896-97 yıllarıydı. Bir cumartesi günü, rahmetli ağabeyim  Nejat’la birlikte okuldan çıktık. Cihangir’deki evimize gidecektik. Yatılı olmayan arkadaşlarımızdan birisi, ‘Duydunuz mu?’ dedi. ‘Şurada Sponek’in salonunda bugün sinematograf göstereceklermiş. İlginç bir şeymiş diyorlar, yeni bulunmuş… Fotoğrafın canlısı gibi bir şeymiş’. Ağabeyimle ben, çocuk bizimle alay ediyor sandık, ama o içtenlikle konuşuyordu. ‘Saat 4’te başlıyormuş, ben gideceğim’ diye sözünü tamamladı.

Sponeck, tramvayın Galatasaray dönemecinde, şimdi bir barın işgali altında bulunan, o vaktin maruf birahanesi idi. Kapıdan onar kuruş, o vakit için mühim para, duhuliye vererek içeriye girdik. Karşımızda bir buçuk kare metrelik bir beyaz perde duruyordu. Derken ortalık birdenbire karardı. Zifiri karanlık içinde kaldık  korktuk. Perdenin önüne gelen bir şahıs bu karartının lüzumunu izah etti. Ve hemen onun arkasından gösteri başladı. Avrupa’nın bir yerinde bir istasyon. Bacasından fosur fosur kara dumanlar savuran bir lokomotif, peşine takılı vagonlarla duruyor. Rıhtım üzerinde telaşlı telaşlı insanlar gidip geliyor. Tren kalktı. Bitabi sessiz sedasız. Aman yarabbi! Üstümüze doğru geliyor. Zindan gibi salonun içinde kımıldanmalar oldu. Trenin perdeden fırlayıp seyircileri çiğnemesinden korkanlar ihtiyaten yerlerini terk ettiler galiba. Haniya ben de korkmadım değil. İki dakika ara verdiler. Bu sefer bir boğa güreşi seyrediyoruz. Azılı hayvanlar perdede üstümüze doğru seğirttikçe yüreğimiz ağzımıza geliyor. Bu film daha yaman, onu önceden göstermiş olsalardı, salonda kimsecikler kalmazdı. Tren bizi sinematografa alıştırmış oldu.”

“ Bütün gösteri, yarım saat sürdü. Seans, geceye de birkaç kez yinelenecekti. Çıktık. Fennin bu buluşunu birbirimize anlatmaya, çözümlemeye çalışıyorduk. Aklımız bir türlü erinmiyordu. İstanbul halkının çoğunluğu da bu konuyu konuşuyordu. Kimi, bu sihirli buluşu günah sayıyor; kimi, gidip gördüğünden ötürü tövbe edip, Tanrı’ya bağışlanmasını yakarıyordu. İşte sinema, sinematograf adıyla İstanbul’a ilk böyle geldi.”

 

Sponeck’te ki sinematograf gösterileri ilk gösterimin ardından yaklaşık iki ay süresince devam etmiştir. Pera (Beyoğlu) azınlık ve gayrimüslim nüfusun çoğunlukta olduğu bir muhit olduğu için sinematograf gösterilerine iştirak edenlerin çoğunluğunu da ilk zamanlarda bu kitle oluşturmuştur.

Türk Sinemasının İlk Yılları ve Fuat Uzkınay

Ülkemizde sinemayı halka ilk tanıtan Sigmund Weinberg’den göstericinin çalıştırılmasını öğrendi ve öğrencilere filmleri kendisi oynattı. Böylece Uzkınay’ın aracılığı ile sinema ülkemizde ilk kez okula girmiş oldu.

Fuat Uzkınay Gazete Manşeti

Dünya Sinema Tarihi ile İlgili Yazımız İçin Tıklayın

Dünya Sinema Tarihi ve İlk Yılları

Türkiye’de İlk Sinema Salonları

1914’te Şakir Seden ile ağabeyi Kemal Seden’i sinema salonu işletmeciliğine teşvik ve ikna etti. 6 Temmuz 1914’te Ali Efendi Sineması açıldı. Aynı yıl Savaş çıkması üzerine, Uzkınay yedeksubay olarak silah altına alındı. 14 Kasım 1914 Cumartesi günü Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin yıkılışını 150 metrelik filme çekerek, Türk sinemasında ilk kez film çeken kişi oldu. Ayastefanos Rus Abidesi, 1877 ve 1878 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında yaşanan 93 Harbi’nin kazanan tarafı olan Rusya tarafından savaş sırasında ölen askerlerinin anısına ve zaferlerinin hatırasına dikilmiştir. İlk olarak 1883 yılında 93 Harbi’ni sonlandıran antlaşmanın imzalandığı yer olan Neriman Şah Köşkü’nün yerinde dikilmesi planlanan ve yapımı için 1890 yılında Osmanlı tarafına başvurulan abidenin inşası Osmanlı halkı üzerinde kötü bir etki bırakacağının öngörülmesi nedeniyle uzun süre engellenmiştir.  Tarafların uzun süren anlaşmazlıkları sonucunda II. Abdülhamid’in girişimi ve Rus tarafının kendi askerlerinin defnedildiği mevcut mezarlıkların metruk halde olması nedenleriyle salt bir abide değil mezar, din ve hayır kurumu olarak inşa edilmesi konusunda anlaşılmıştır. Ayrıca inşa yeri de Rusların ilk planladığı şekilde 93 Harbi sırasında ulaştıkları en uç nokta olan Ayastefanos (günümüzde Yeşilköy) değil Kalitarya (günümüzde Şenlikköy) olarak belirlenmiştir.

24 Nisan 1892 tarihinde Meclis-i Vükelâ tarafından onaylanan yapı inşasının ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle birlikte 20 Ocak 1893 ile 25 Haziran 1893 tarihleri arasında başlamış olduğu düşünülmektedir. Kasım 1898’de tamamlanarak 18 Aralık 1898 tarihinde resmî açılış töreni yapılan yapı anıtsal bir üslupla inşa edilmekle birlikte Rus askerlerin kemiklerinin muhafaza edildiği bir mezar-kilise olarak hizmet vermekteydi. Osmanlı belgelerinde Rus mezarlığı ve teferruatı, Rus kilisesi, Rus manastırı gibi adlarla anılan yapıdan özellikle yıkılışının ardından “abide” olarak bahsedilmiştir.

Merkez Ordu Sinema Dairesi Nedir ?

1915’te Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın emriyle “Merkez Ordu Sinema Dairesi”ni (MOSD) kurdu. Ve bu kurumun Weinberg ile birlikte yöneticiliğini yaptı. Uzkınay ilk olarak Enver Paşa’nın atlarını ve ailesini filme çekti. Bugünkü Aya İrini Kilisesi’nin bir kısmı sinema salonu haline getirildi ve burada Uzkınay daha çok askeri konulu filmler gösterdi. MOSD adına haber, belge ve Savaş filmleri çekti. Weinberg ile birlikte “Leblebici Horhor” adlı öykülü film çalışmasına girdi. Fakat filmi tamamlayamadı. Ancak “Himmet Ağa’nın İzdivacı” adlı filmi, Uzun aralardan sonra tamamladı. 1916’da MOSD’un başına getirildi ve bilgisini geliştirmek için aynı yıl Almanya’ya gitti. Savaş bitince Malül Gaziler Cemiyeti’nin sinema çalışmalarını yürüttü. “Mürebbiye” filmini ve işgal altındaki kentlerde protesto gösterileri yapan halkın filmlerini çekti. “Mürebbiye” filminin bitmesinden sonra, yine bir eserine dayanan “Binnaz” sinemalaştırıldı.

1921’de Şadi Fikret Karagözoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı “Bican Efendi Vekilharç” adlı oyununu görüntüledi. Malül Gaziler Cemiyeti’nin sinema çalışmalarının sona ermesiyle boş kalan Fuat Uzkınay, Muhsin Ertuğrul’un “Kemal Film” adına çevirdiği “Boğaziçi Esrarı” (Nurbaba) filminin görüntü yönetmenliğini yaptı. 1922’de Kurtuluş Savaşı’nın son olaylarını içeren “Zafer Yolları” adlı orta uzunluktaki belge filmini çekti. 1924’te ordunun sinemacılık kolunun yeni baştan düzenlenmesi üzerine, bu kurumun Laboratuvar Grup Amirliği’ne atandı ve emekli olduğu 1954’e kadar bu görevde kaldı. 29 Mart 1956’da İstanbul Göztepe’de öldü.

Bugün Ankara’da bulunan Kara Kuvvetleri Foto Film Merkezi’nin bir stüdyosuna hizmetlerinden dolayı Uzkınay’ın adı verildi. Uzkınay sinemayı ilk kez okula sokan, ilk özel yapımevinin kuruluşunda katkıları olan, ilk Türk filmini çeken ve daha sonraları bir dalı olan sinemayı öykülü ve belge filmleri çekerek halkımıza ilk kez tanıtmış olan ilk Türk sinema adamlarından birisi olmuştur.

İlk Türk Filmi Tartışmaları

Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı, ilk Türk filmi olarak kabul edilip çekildiği yıl Türk sinemasının doğum yılı,1996’dan beri çekildiği de Türk Sineması Günü olarak kutlansa da bu konu son yıllarda tartışılmaktadır. Burçak Evren, Hayal Perdesi dergisinin Kasım-Aralık 2013 tarihli sayısında Türklük anlayışını etnik köken değil vatandaşlık tabanlı olarak ele alarak Osmanlı tebaası olan Manaki Kardeşleri ilk Türk sinemacılar, 1905’te çektikleri filmleri İp Eğiren Kadınlar’ı da ilk Türk filmi olarak değerlendirmenin doğru olduğunu savunmaktadır. Manaki Kardeşler üzerine çalışmalar yürüten Makedonya Sinematek Kurumu Film Arşivi Direktörü İgor Stardelov da aynı yaklaşımı sürdürmekle birlikte İp Eğiren Kadınlar’dan önce çekildiğini belirttiği Büyükanne Despina’nın ilk Türk filmi olarak kabul edilmesi gerektiğini öne sürmektedir.

Dilek Kaya Mutlu ise Donanma Cemiyetinin 1910’ların başında çektiği filmlerin Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’ndan daha önce çekilmiş olabileceği üzerinde durmaktadır.

İlk Türk Filmi:

Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı (1914)ve Fuat Uzkınay


Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı (1914)

Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşına girince, Rusya’nın İtilaf Devletleri arasında olması nedeniyle Yeşilköy’deki Rus Anıtı’nın yıkılmasına karar verildi. 14 Kasım 1914’te anıt yıkılırken, bu sırada yedek subay olan Fuat Uzkınay, bu tarihi olayı görüntüledi. Bu belgesel sinemamızın ilk filmi oldu ancak film günümüze ulaşamamıştır.

Kaynaklar

Auguste ve Louis Lumière

Başlangıçtan Bugüne Türk Sinemasında İlkler1990İstanbulYılmaz Yayınları A.Ş

Esen, Ş. K. (2010). Türk Sinemasının Kilometre Taşları (Dönemler ve Yönetmenler). İstanbul: Agora Kitaplığı .

Mürebbiye1919

Özön, N. (1970). Fuat Uzkınay. İstanbul: Türk Sinematek Derneği Yayınları.

Sessiz Sinema 2007AnkaraDe Ki Basım Yayın

Sigmund Weinberg

Siyasal Alanın Oluşumu2014Kendi Yayınları

Thomas Alva Edison

Türk Sinema Tarihi1998İstanbulKabalcı Yayınevi

Türk Sineması Cilt I1994Kitle Yayınları

Türk Sineması Cilt II1995Kitle Yayınları

Türk Sineması Tarihi1962İstanbulArtist Yayınları

Türk Sinemasında Akım Araştırması2009AnkaraPhoenix Yayınevi

Abisel, N. (2007). Sessiz Sinema . Ankara: De Ki Basım Yayın.

Auguste ve Louis Lumière. ( yok). 12 15, 2018 tarihinde History: https://www.history.com/news/the-lumiere-brothers-pioneers-of-cinema adresinden alındı

Baker, U. (2014). Siyasal Alanın Oluşumu. Kendi Yayınları.

Çoşkun, E. (2009). Türk Sinemasında Akım Araştırması. Ankara: Phoenix Yayınevi.

Edison, T. A. ( yok). Thomas Alva Edison. 12 5, 2018 tarihinde Wikipedia: https://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Edison adresinden alındı

Esen, Ş. K. (2010). Türk Sinemasının Kilometre Taşları (Dönemler ve Yönetmenler). İstanbul: Agora Kitaplığı .

Fuat uzkınay, S. W. (Yöneten). (1919). Mürebbiye [Sinema Filmi].

Onaran, Â. Ş. (1994). Türk Sineması Cilt I. Kitle Yayınları.

Onaran, Â. Ş. (1995). Türk Sineması Cilt II. Kitle Yayınları.

Özgüç, A. (1990). Başlangıçtan Bugüne Türk Sinemasında İlkler. İstanbul: Yılmaz Yayınları A.Ş.

Özön, N. (1970). Fuat Uzkınay. İstanbul: Türk Sinematek Derneği Yayınları.

Özön, N. (1962). Türk Sineması Tarihi. İstanbul: Artist Yayınları.

Scognamillo, G. (1998). Türk Sinema Tarihi. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Sigmund Weinberg . (tarih yok). 12 15, 2018 tarihinde Türk Sineması Araştırmaları: http://www.tsa.org.tr/tr/yazi/yazidetay/21/osmanli%E2%80%99da-bir-sinema-gonullusu–sigmund-weinberg adresinden alındı

Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.