Kanserden Korunmak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz…!

Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?

Son yıllarda en büyük değişimin gıdalarda olduğunu belirten Onkolog Yavuz Dizdar, “Ne süt eski süt ne yoğurt eski yoğurt… Sebze meyveler ilacı yüklü. Etler antibiyotikli ve hormonlu. Bunlar da insanı hasta ediyor” dedi ve kansere karşı önlemli beslenme tüyoları verdi…!

Nazan DOĞANER HALICI

Ünlü Onkolog Yavuz Dizdar SÖZCÜ’ye anlattı: 2

Ülkemizde kanser denince akla ilk gelen isimlerden biri Yavuz Dizdar…

Ezber bozan açıklamalarıyla kamuoyunda farkındalık yaratan Dizdar ile röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şu sıralar “Vicdan Kurtarır” adlı kitabıyla gündemde olan Yavuz Hoca’ya kanserden korunma yollarını sordum… İşte anlattıkları…

Onkolog Dr. Yavuz Dizdar

‘KALINTILAR HASTA EDİYOR’

– Hocam, kansere karşı ne gibi önlemler alınabilir? Erken teşhis için check-up öneriyor musunuz?

Öncelikle beslenmenizi fabrika ayarlarına döndüreceksiniz, yani ürettiğiniz üründe kimyasal olmayacak… Siz kimyasalı basınca daha fazla verim aldığınızı sanıyorsunuz, oysa yediklerinizdeki kalıntılar sizi hasta ediyor, kısırlaştırıyor ve tüp bebek merkezlerine kapı aralıyor ve dahası gibi de algılanabiliyor… Böyle bir durumda check-up yaptırmak mantığa aykırıdır, zira “toprağı tükenmiş” yeni bir ortam var, siz olmayan durumları gibi adlandırıp insanı zora sokuyorsunuz. Çevresel etkenlerin neredeyse tümü bizim hatalı şehirleşmemizin sonuçları… Toprak yok, yeşil alan yok, evlerine hapsolmuş çocuklar kalan vakitlerini AVM’lerde geçiriyor. Ama genetik dediğinizde bunların neredeyse hepsini akla uyduran bir örtü altına alıyorsunuz.

Genetik yapı öyle yıllar içinde değişmez, çevre değişir, beslenme koşulları değişirse buna uyum gösteremeyeceğinden, sanki için esas nedenmiş gibi pazarlanabilir. O nedenle şikayetiniz olmadığı sürece bu sisteme bulaşmamanızı öneririm, değerlemesi yapılmadan tıbba kabul ettirilmiş bir düzen bu.

SENTETİK BÜYÜTÜLMÜŞ UCUZ ETLERDEN UZAK DURUN

 Her tarafımız GDO’lu, ilaçlı, hormonlu, antibiyotikli, koruyucu maddeli gıdalarla dolu… Ne yiyip içeceğimizi şaşırmış durumdayız. Sağlıklı beslenmek için neler yapabiliriz?

Benim bugüne dek vurguladığım noktalar; açık süt alın, yoğurdu evde yapın. En azından tarım kimyasallarından bir miktar korunursunuz, çünkü sağlığımızdaki esas bozulma yoğurdun ekşime özelliğini kaybetmesiyle ortaya çıkmış. Yoğurt bu coğrafya için istisnai özel bir durum, eşi benzeri yok. Sentetik büyütülmüş et türevlerinden uzak durun, ucuzluğuna kanmayın.

SAKATAT TÜKETİN

Vücudunuzun bozulan dokusunun daha kolay yenilenmesi için de ona hammadde sunun, yani sakatat, paça vb. kolajen kaynaklarını mutlaka alın. Ama bu zamana tabidir, yani bugün başlasanız etkisi aylar sonra belirgin hale gelir, çok örneği anlatıldı.

GDO UYARISI

GDO bir küresel politika, ama biz de etkisinde kaldık, bunun nedeni ’nin kaynakları yeterli olsa bile yaptığı sözleşmelere uyma zorunluluğu. İşte orada iş bizden bir miktar çıkıyor ve siyasetin de sorunu haline geliyor. Üstelik buna ivedilikle bir çözüm bulunması gerekiyor, zira ne tıp ne de kaynaklar artan hastalık tablolarının maliyetini karşılayamayacak. Devlet duruma göre ayda yüz bin liralık tedavileri bile üstlenmeye hazır, ama nereye kadar? Siz hatanın sebebini, aşırı kimyasallaşan üretimi engelleyemez, köylünün ürününe karşılık bulmasını sağlayamazsanız, insanlar buna mahkum durumda kalır. Yapılabilir mi? Elbette yapılabilir. Süt başta olmak üzere ciddi mesafeyi çok kısa zamanda aldık. Ama yetmez, daha fazlası gerekiyor.

TÜKETTİĞİMİZ SÜT SÜT DEĞİL, YUMURTA YUMURTA DEĞİL

 Biraz  endüstriyel süt, yumurta ve piliç konusuna gelsek… Zira en çok tüketilen gıdalar bunlar ama korkudan yiyemiyoruz…

İnek yurt dışından geliyor. Holstein ırkından… Onu da zaten Holstein boğalar döllemiyor, döl ayrıca satılıyor. Bunlar büyük şirketlerin entegre sistemi… Öte yandan hayvanı daracık kapalı bir alanda tutuyorlar. Yavrusundan doğar doğmaz ayırıyorlar. Hayvanı yavrulatmalarının tek nedeni var. O da süt verebilme yeteneğini kazanması… Annenin önüne konulan genetiği değiştirilmiş yemlerle süt benzeri bir şey elde ediliyor. Pilicin durumu da inekten farklı değil. İçler acısı bir durumda hayvanlar. Bu hayvanları da karanlık bir ortamda 40 günde büyütüyorlar. Bu hayvanlar kimyasal beslendiklerinden atıkları da kimyasal oluyor. Çukur açıp bunları gömüyorlar, oradan da yeraltı sularına karışıyor bu atıklar…  Yumurtaya gelince… Tanklarda üretilen ve yeme katılan kimyasallarla yumurta sarısına renk veriliyor. Bu sadece renk değiştirmiyor yumurtanın içindeki canlının nasıl gelişeceği bilgisini de veriyor. Kanserden tutun da birçok hastalığa davetiye çıkartıyor. Atılan kurşun, silahı tutana geri dönüyor, onun farkında değil. Bunun ceremesini sağlıkta ciddi anlamda çekiyoruz maalesef… Biz eğer bunları toplum olarak göz ardı edersek bunlar bizim çocuklarımızı götürecekler.  Bu acımasız üretim biçiminin aklını başına devşirmesi gerekiyor. Neden mi bunları anlatıyorum. Benim derdim kapının önünde hasta miktarının azalması…

Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.