Gravity (Film Eleştirisi) “Uzay Boşluğunda, Aksilikler!”

Bir filminden hiç bir zaman hayatımızı değiştirmesi beklenmez. Yapım, bir film olarak zaten görevini yerine getiriyor ama daha fazlası olan bir efsane yapım olma konusunda hiç bir şey anlatmıyor diyerek hızlı bir giriş yapıyoruz. Hadi başlayalım!

Film ciddi bir uzay gerilimi-dram karışımı olarak başlıyor. Kowalski ve Dr. Ryan’ı yörüngesi civarlarında hubble üzerinde çalışmalar yaparken görüyoruz.Kowalski, hayatı hiç ciddiye almayan, sanki uzayda değilmiş de ofisinde gündelik koşuşturmacalar içerisinde yapması gerekenleri yapan bir adam rahatlığında. Ryan ise, ünvanından anlaşılacağı üzere yer yüzünde çalışmaya alışmış ve bir şekilde uzayda çok fazla deneyimi ve isteği olmayan bir biçimde uzay çalışmalarıyla bağlantısı olması ve bir takım konularda uzmanlığı dolayısıyla yapması gerekenleri tedirgin bir şekilde yapmak üzere yörünge civarlarındaki ekibe dahil olmuş olarak karşımıza çıkıyor.

Yapım zaten kendi spoilerını kendi üretiyor. Daha fragmanlar boy göstermeye başladığında, uzaylılarla bir savaş veya buna benzer fantastik şeyler beklemiyoruz. Fakat çalışma, ciddi anlamda uzayda bir insanın başına gelebilecek şeyler üzerinden daha derin bir senaryo dalgası beklentisiyle bir etki bırakıyor fragmanı açısından. Kowalski daha filmin başında, aslında Ryan’ın alter egosu gibi bir rolde. Ryan ne kadar panik, anksiyete   gerginse,  Kowalski o kadar anı yaşayan, kendinden emin, sakin,  kendisini karma döngüsüne adamış, içerisinden iyi enerjiler yayılan bir guru adeta. Filmle ilgili değinilebilecek   en önemli  şey bu iki insanın arasındaki ilişkinin  hayatta kalabilme pratikleri üzerine birbirlerine olan etkileşimi oluşturuyor. Zaten sonrasında  Ryan yalnız kalıyor ve  tek kişilik bir durum psikolojisi tiyatrosu izliyoruz   yörüngesinden. Bu iş birliği oyunculuklara da yansıyor. Sandra Bullock ve George Clooney bu konuda yükü birbirlerine atmak yerine birbirlerini tamamlayan bir performans sergiliyorlar.

Olaylar kızışıp, kazalar başladıktan sonra, aslında filmin ortalarına kadar gayet ciddi bir şekilde uzayda olmanın yıldız savaşları ve uzay yolundaki gibi macera dolu ve fantastik bir tarafının olmadığını bize bağırıyor ve buraya kadar yine başarılı. Bir yandan da merak unsuru sürekli hakim. Filmin ilk yarısından  sonra film, Lara Croft’ın maceralarına dönüşmeye başlıyor. Uzay gerilimi yerini Amerikanvari tek kişilik hayatta kalma hikayesine dönüşüyor.

Sonrası zaten kabak gibi ortada ve süpriz bir gelişme olmuyor. Her ne kadar ”belki süpriz bir şey olur”  dalgası gibi bir  süreç izlese de,  içten içe  çok fazla bir şey göremiyoruz. Film daha çok durum psikolojisi çerçevesinde,  Ryan’ın iş kazası sonucu yaşadığı bir olayı anlatıyor  ve başlangıçta bize daha fazlasını vaad eder gibi görünse de, bu konuda çok bonkör olamıyor. Senaryo artık S.O.S vermeye başlıyor.

Ses ve kamera kullanımları dramatik etkiyle açığı biraz olsun kapatmakla beraber,  senaryodaki derinlik yetersizlikleri dolayısıyla  doyurucu anlamda bir film deneyimi yaşatmasa da, en başta değindiğim gibi,  bir film olarak görevini yerine getiriyor. Verilebilecek en sağlam not 7,4, o da gönlümden kopan. Ham puanı 7 açıkçası.

Eğer başlangıçtan ilk yarısının sonuna kadar kendini gösteren ahenk , ivmesini kaybetmese çok başarılı bir film olabilirmiş ama yapımcı ve yönetmen biraz kolaya kaçmaya tercih etmişler. -kurgu filmlerini  seven izleyici kitlesi için  keyifli bir  zaman  seyirliği olacaktır. Daha fazla bir şey beklemeyin. Son olarak eklenmesi gereken bir başka şeyse seçimiyle alakalı. George Clooney  klasik janti jön görünüşüyle,  -kurgu  ve futuristik konseptlere pek uymayan bir tarza, duruşa  sahip ve bu açıdan bu film için çok da doğru bir olmamış. En azından saç ve makyajıyla bu açık kapatılabilseymiş güzel olacakmış. Yani, doğrudan doğruya sanki Ocean’s Eleven’dan filme aceleyle girmiş gibi bir hali var.

Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimized with PageSpeed Ninja