Atatürk Günde Ne Kadar İçerdi ?

bir oturuşta ne kadar içerdi?

Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal , çok sevdiği rakıyı hangi aralıklarla içerdi…

“Atatürk devrin en ünlü rakısı Dimitrokolo’dan her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi…”

Yukarıdaki satırlar Atatürk’e 12 yıl geceli gündüzlü etmiş olan ve daha sonra anılarını ‘Atatürk’ün Uşağı İdim’ adlı kitapta toplayan Cemal Grande’den başkası değil…

Taraf Gazetesi’nde her Pazar ilgi çekici tarih yazıları kaleme alan Ayşe Hür, yeni yazısında Granda’dan çarpıcı notlar aktardı.

İşte o bölümler:

“Devrin en ünlü rakısı Dimitrokopulo’dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. Ara sıra da fava denen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesi istediği olurdu.”

Ve devam eder:

Evet, bu kadar içki kullanan ve ondan ayrılmaz görünen adam üç ay hiç rakı içmeden durabiliyor.”

Granda’nın sözünü ettiği dönemlerden biri 15-20 Ekim 1927 tarihli Kurultayı’nda okuyacağı Büyük Nutku yazdığı günlerdi.

İzmit Milletvekili Süreyya Yiğit’e göre de Mustafa Kemal 1919 yazındaki Kongresi sırasında da içkiye ağzını sürmemişti.

SARAYBURNU ÇOŞKUSU

Mustafa Kemal’in rakıya muhabbetini gösteren bir olay 9 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu Parkı’nda yaşanmıştı. Ünlü Arap şarkıcı Cemaliyye’yi dinledikten sonra Mustafa Kemal, elindeki kadehi halka doğru kaldırıp,

Arkadaşlar, hanımlar, beyler! Şu gördüğünüz içki rakıdır. Bunu vaktiyle padişahlar saraylarda dört duvar ve kafes arasında gizli gizli içerlerdi. Bizse, hepmiz şurada toplu olarak alenen içiyoruz. İşte aziz milletimin önünde ve onun şerefine içiyorum”demiş, bunun üzerine gazinoda kim varsa ayağa fırlamış ve “Yaşa Paşam! Sağol Paşam! Allah seni başımızdan eksik etmesin!”diyerek kadehlerini ona doğru kaldırmışlardı.

Grande’ye göre bu sahne karşısında çok duygulanan Mustafa Kemal coşup epeydir kafasında olan Latin harfli alfabeye geçiş müjdesini halka o gece vermişti.

Grande’nin anılarında içinde içki geçen pek çok hikaye var ancak Grande şunu belirtmeyi de ihmal etmiyor:

“Her gece içtiği halde Atatürk’ün bir kere bile içki yüzünden kendinden geçtiğini, taşkınlıklar yaptığını görmedik, duymadım. Aksini iddia edenler varsa, bunların yaptıkları düpedüz dedikodudan başka bir şey değildir…”

Atatürk’ün bir ikon olarak çok yakıştığı bir yer vardır: Meyhane. Hakikaten ’de bütün meyhanelerde birer ikişer, hatta bazı yerlerde beşer onar Atatürk fotoğrafı olduğu gerçektir

Can Dündar bence iyi bir gazetecidir. Çok faydalı haberlerini, yazılarını gördüm. Lakin belgesellerini hiç sevmem. Muhtemelen onlar da iyi hazırlanmış şeylerdir. Ama bana sonuna kadar seyretmek kısmet olmadı. O ne ses yarabbi? Endişeyi, acıyı, gizemi, romantizmi, sakinliği, teatrallığı hepsini bir arada barındırabilen o sese uzun süre tahammül edemiyorum. Asla ne söylediğini dinleyemiyorum. O yüzden de seyredemiyorum belgesellerini. İçim de gidiyor hani. Örneğin Neşet Ertaş belgeselini seyretmeye muvaffak olamayınca her ikisini de seven bir arkadaşımdan not alarak seyretmesini rica etmiş ve ondan dinlemiştim.

Mustafa da Dündar’ın seyretmek isteyip, birkaç kere yeltenip sonuna kadar seyredemediğim belgesellerinden. Şu kadarını biliyorum ama: Can Dündar, Atatürk’ün insan olduğunu bu belgeselle hatırlattığı için ona çok kızdılar.
Bu ülke nelerle oyalanıyor insan hayret ediyor.

Atatürk sofrası

Bu hafta, dergimizin musiki muharriri Murat Meriç beyefendiyle bir miktar rakı tükettik. Kendisiyle akşamcılık etmek çok öğretici bir faaliyettir. Çok malumatfuruştur. Bir akşam onun evinde demlenirken 33 devirlik bir küçük plak koydu. Duru bir ses, neşeli bir masa. “Kim yahu bu?” dedim. Atatürk’müş. ‘1934 yılındaki bir sofra sohbeti’ başlığını taşıyan konuşma yaklaşık iki dakika sürüyor. Atatürk, sofrada Celal Bayar’ı öven bir konuşma yapıyordu. Masadakiler de ‘Yaşa Kemal!’ sözleriyle Atatürk’e eşlik ediyordu.

Acayip olan şuydu. Atatürk, çok sevdiği rakıyı biraz fazla kaçırmıştı. Ve ara ara dili dolanıyordu. Acayip olan aslında Atatürk’ün dilinin dolanması da değildi. Atatürk’ün hiç görülmek istenmeyen insan yanının görünmesiydi. Plağı yine Murat’ın Roll için yaptığı bir söyleşide Mehmet Ö. Alkan’dan dinleyelim: “Atatürk’ün kullandığı kusursuz Türkçe hemen dikkat çekiyor. Ağız kayıyor, belli ki saatler ilerlemiş, biraz içki alınmış, mesela ‘Arkadaşım Celal Bey’ ifadesi ‘arkıdşşmm Jelal Bey’ diye çıkabiliyor, ama bu halde bile, Türkçenin akıcılığını ve vurgudaki güzelliği teslim etmemiz lazım. Cümleler dogru, öznesi yüklemi yerli yerinde olan bir konuşma… O konuşma yayınlandıktan sonra pek kullanılmadı, hatta biraz görmezden gelindi. Halbuki ona dikkat etmemiz lazım. O, günlük hayattaki Atatürk. Paha biçilmez bir değerde geliyor bana o ses.”
Bu kayıt, ’da, DipSahaf kanalında var, lütfen dinleyin.

İkon olarak Atatürk

Türkiye’de pek çok insana Atatürk’ün bir insan olduğunu ve doğal olarak günlük hayatında bir insanın yaptığı faaliyetleri yaptığını, hasta olunca öksürdüğünü, dilinin dolanabildiğini, sendeleyip düşebildiğini, hatalar yapıp günahlar işleyebildiğini anlatması gerekiyor.
Fakat Atatürk’ün bir ikon olarak çok yakıştığı bir yer vardır: Meyhane. Hakikaten Türkiye’de bütün meyhanelerde birer ikişer, hatta bazı yerlerde beşer onar Atatürk fotoğrafı olduğu gerçektir. Üstelik o fotoğraflar ortamın o kadar doğal parçalarıdır ki görünmezler bile. Sanki o fotoğraf zaten oradadır da meyhaneyi üzerine yapmışlardır.
Meyhane sahiplerinin Atatürkçü olması da gerekmez. Devlet dairesi açılınca mecburiyetten, meyhane açılınca adetten bir Atatürk fotoğrafı alınır ve duvara asılır. Devlet dairesinde güzel durmaz (Hoş devlet daireleri ziyadesiyle zevksiz tasarlanmış yerler oldukları için oralarda hiç bir şey güzel durmaz.) Ama meyhanede tabii olarak çok güzel görünür. Bir çeşit korur, kollar orayı.

Kerahat vaktini beklerdi
Çok fazla insan anılarında Atatürk’ün sofralarını anlatmıştır. Bu yüzden epey detay bilinir. Örneğin Atatürk neredeyse sadece rakı içerdi. Bir çok kaynakta söylenenlere göre adabına da uygun içerdi. Gündüz elini sürmez, kerahat vaktini beklerdi. Yemeğe yüklenmez, sohbet ve kalitesine önem verirdi. Olması gerektiği gibi yavaş yavaş içerdi. Rakı sofraları önemli misafirlerin ağırlandığı, önemli sohbetlerin yapıldığı yerlerdi.
Hiç kuşkusuz perde arkasından Safiye Ayla’ya şarkı söyletmesi gibi abuk subuk şehir efsaneleri de vardır.

Atatürk’ü rahat bırakmak 
Atatürk bir muhalefet ikonu yahut insanüstü özellikleri olan birisi değildir. Artık yapılması gereken Atatürk’e mistik güçler atfetmekten vazgeçmek ve onun zaafları ve kabahatleriyle bir insan olduğunu asla unutmamak ve onu rahat bırakmaktır. Bugün olan biteni onun üzerinden açıklamaya çalışmak saçmadır.
Bunların farkında olarak hareket etmek ona yapılan saldırıları da boşa düşürecektir.

Vera hanım
Son olarak Vefa Zat üstadımızın Buyukkeyif.com sitesine yazdığı bir yazıya bağlanalım ve yazımızı bir miktar neşeli bitirelim istiyorum:
Pera Palas’ın balo salonunda büyük bir kuruluşun yıldönümü daveti vardır. Atatürk, şeref misafiri olarak kendisine ayrılan yerde otururken rakısını da sakince yudumlamaktadır. Ancak, hemen yan tarafında oturan kuruluşun genel müdürü sürekli olarak “Ben başkan olarak kısa vadede şöyle projeleri hayata geçireceğim, orta ve uzun vadede de böyle projeleri uygulamaya koyacağım. Ben başkan olarak kuruluşumuzu ilk on yılda şuralara, ikinci on yılda buralara getireceğim. Ben başkan olarak…” der durur. Atatürk çok sıkılmıştır ama sabırla dinler başkanı. Bu arada şef garson gelerek elinde değişik türde balıkların bulunduğu fayansla masaya yaklaşır ve Atatürk’e, “Efendim, size hangi balığı hazırlamamı istersiniz?” diye sorar. Atatürk, balık fayansını yaklaştırmasını söyler şef garsona ve fayanstaki balıklardan birinin kuyruğunu tutup koklar. Bunu gören başkan, “Efendim, balık kokarsa baştan kokar, siz kuyruğunu kokluyorsunuz” der. Atatürk gayet sakince, “Efendi, ben sayenizde her şeyin baştan koktuğunu öğrenmiş bulunuyorum. Onun için de bu kokuşmuşluğun kuyruğa kadar sirayet edip etmediğini kontrol ediyorum” der.

Sağlığınıza!

Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimized with PageSpeed Ninja