Orman ve Dünya Onlar İçin Aynı Kelimeler – Dünyaya Orman Denir

Dünyaya Orman Denir – Ön Kapak

“… Hayatımın tümünü yaşadım. Ormandaki yapraklar kadar gün. İçi oyuk yaşlı bir ağacım ben, sadece köklerim yaşıyor. Bu yüzden sadece herkesin düşgördüklerini görüyorum. Vahiylerim, dileklerim yok. Olanı görüyorum. Dalda olgunlaşan meyveyi görüyorum. Dört yıldır olgunlaşıyor, o derinlerde yetişen meyve. Dört yıldır bizler bile korku içindeyiz, devadamların şehirlerinden uzak yaşadığımız, saklandıkları yerlerde sadece gözümüze iliştikleri ya da gemilerinin üzerimizden uçtuğunu ya da dünyayı kestikleri ölü yerleri gördüğümüz, bunlarla ilgili uydurma hikâyeler duyduğumuz halde. Hepimiz korkuyoruz. Çocuklar, devler yüzünden ağlayarak uyanıyorlar uykularından; kadınlar ticaret için uzaklara gitmiyorlar; Localar’daki erkekler şarkı söyleyemiyor. Korkunun meyvesi olgunlaşıyor. Senin bunu topladığını görüyorum. Hasatçı sensin.Bizim bilmekten korktuğumuz her şeyi gördün, bildin: sürgün, utanç, acı, dünyanın düşen çatısı ve duvarları, ıstırap içinde ölmüş anne, eğitilmemiş, bağra basılmamış çocuklar… için kötü zaman: Sen bunların hepsini çektin. En ileriye kadar gittin. Orada, kara yolun sonunda Ağaç büyüyor; meyve orada olgunlaşıyor; şimdi uzan Selver, şimdi topla onu. Kökleri ormandan daha derinde olan o ağacın meyvesini elinde tuttuğunda da tamamen değişir. İnsanlar anlayacaklar. Seni bilecekler, bizim bildiğimiz gibi. Yaşlı bir adamın ya da Büyük Düşgören’in bir tanrıyı tanıması zor değil! Gittiğin her yerde ateş yanar; bunu sadece körler göremez. …”


“…Yaşlı yaratıkçık sallanıyor, aşevinden kahvaltıyı getirmesi bir saat alıyordu. “Acele-et-çabuk!” diye bağırdı Davidson, Ben uğraşarak kemiksiz bedenin başıboş hareketlerini bir yürüyüşe çevirdi. Aşağı yukarı bir metre boyundaydı ve sırtındaki tüyler yeşilden çok beyazdı; yaşlıydı ve bir yaratıkçık için bile fazla kafasızdı, ancak Davidson onu nasıl idare edeceğini bilirdi. Adamların çoğu bu beş para etmez yaratıkları idare edemiyorlardı ama Davidson’un hiç böyle bir problemi olmamıştı; eğer emeğine değecek olsa, hepsini evcilleştirebilirdi. Değmezdi gerçi. Getirin buraya yeteri kadar insan, yapın makinelerle robotları, kurun çiftliklerle şehirleri, bir daha kimsenin de yaratıkçıklara ihtiyacı kalmazdı. Ayrıca iyi de olurdu. Çünkü bu , Yeni Tahiti, gerçek anlamıyla insanoğlu içindi. Temizlenip boşaltıldığı, karanlık ormanın hububat tarlalarına yer açmak üzere kesildiği, ilkel kasvet, yabanilik ve cehalet silinip süpürüldüğü zaman burası cennet, gerçek bir Aden olurdu. Yıpranmış Arz’dan daha iyi bir . Ve bu onun dünyası olurdu. Çünkü Davidson’un içinde, çok derinlerde bu vardı: -terbiyecisi. Palavracı bir adam değildi, ölçüsünü bilirdi. Sadece bunun için yaratılmıştı. Ne istediğini biliyordu, nasıl elde edeceğini de. Ve istediğini her zaman elde etmişti. …”

 

Dünyaya Orman Denir – Arka Kapak

Yukarıda okuduğunuz iki paragraftan anlaşılacağı üzere, Athshelilerle İnsanların birbirlerine bakış açıları tamamen zıt yönde. Bir taraf tamamen dünyayı yok etmek (Davidson’un bakış açısında göre dünyayı medenileştirme) isterken, diğer taraf gördükleri zulüm görmek ve dünyalarının giderek yok olmasını istemiyorlar. Athsheler için “orman” ve “dünya” kelimeleri aynı anlama geliyor. Ormanlarla kaplı dünyalarında “çöl” kelimesinin eş anlamlısı bile yok. Ama artık biliyorlar ve ona üzerinde hiç ağacı olmayan dev kumsallar diyorlar! İnsanları kötü ve rüya göremeyen çocuklar olarak değerlendiriyorlar. Zalim olmayanlar zalimleşmeyi öğreniyor. İnsanların sırf eğlence için birbirlerini öldürmelerine, merhamet dilemek için eğilmiş canların bir çırpıda katledilmesine anlam veremeyen Athsheliler çözümün barışçıl yollardan sağlanamayacağını anlıyorlar. Zalimin karşısında sizde zalim olacaksınız! Bunun kısa süreli olduğu kadar uzun süreli etkileri de var. Giderek insan yöntemlerini ve silahlarını kullanan Athsheliler için hayat eski haline dönebilecek mi? Peki, büyüdükçe zalimleşen bir çocuk, eski hayal gücünü geri kazanabilir mi?
Ursula, kitabında doğrudan Vietnam Savaşı’na göndermelerde bulunmuş. 1070’li yıllarda yazılan bu romanın bana çağrıştırdığı bir eser daha var: Avatar filmi. Avatar filmine gösterilen büyük ilginin ufak bir kısmının bu kitaba da gösterilmesini umardım. Aslında bu tür hikayeler çok var. Pocahontas (1995) animasyon filmini ele alalım mesela. Orada da beyaz insanlar yerlilere medeniyet götürüyorlardı ama aslında istedikleri tek şey oranın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden başka bir şey değildi. Geldikleri yerde dev şehirler kurmak ve yaşayan her şeyi yok etmek ne zaman medenileştirmenin tanımı oldu? Kaptan Smith, Pocahontas ile geçirdiği zamanda gerçek medeniyetin ne olduğunu anlıyor. Yine de hangi tarafın silahları daha güçlüyse ne yazık ki o taraf uzunca bir süre kazanıyor. Star Wars: Jedi’nın Dönüşü filminde, Endor gezegenindeki minik Ewokları hatırlarsınız. Taş ve sopalarla makinelere karşı mücadele vermek kolay iş değil. Avatar filmi ile temelde benzer öğeler taşıyor. Elbette farklı yanları da var. En iyisi kitabı okuyarak ve filmi izleyerek bunu kendi başınıza öğrenmeniz. Hatta bir hafta sonu neden bu iki esere ayrılmasın? Size tavsiyem haftasonuna kadar kitabı bitirin ve cumartesi ya da pazar günü keyifle filminizin karşısına kurulun. İzlemeyenler için diyorum ama izleyenler bir daha keyifle izlemek için ekran karşısına geçebilirler. İkinci izleyişlerde fark edeceğiniz üzere, ilk seferinde dikkat etmediğiniz birçok şey sizler için önem kazanacak. Ben filmleri ilk izlediğimde genelde aksiyona ve etkili cümlelere dikkat ettiğimi fark ettim. İkinci izlediğimde olayların geri planları ve söylenen her diyalog benim için daha önem kazanıyor, çünkü filmin ana unsurlarını zaten biliyorum! Bir şeyi iki defa izlemek bana göre zaman kaybı değil bu yüzden.


Kitabın novella versiyonu, 1973 yılında En İyi Novella dalında Locus Ödülü’ne aday gösterildi ve gene aynı sene Hugo En İyi Novella ödülünü kazandı. Hem novella hem de novelde yazarın önsözü bulunmamaktadır. Kitabı okumanızı şiddetle ediyorum. Pişman olmayacaksınız ve bir çırpıda elinizde eriyip gidecektir. Hepinize keyifli okumalar.

Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimized with PageSpeed Ninja