13. Olağan Büyük Kurultayı’nda Konuşan MHP Lideri Bahçeli; HDP Açılmamak Üzere kapatılmalıdır

MHP Lideri Bahçeli: HDP açılmamak üzere kapatılmalıdır

13. Olağan Büyük Kurultayı’nda konuşan MHP Lideri Bahçeli, ”Bölücü milletvekillerinin TBMM’ye gelen fezlekelerinin ‘önüne arkasına bakalım’ demek siyaset değildir. Fezlekelerin önünde hukuk, arkasında adalet vardır” diyen Bahçeli, erken seçim olmayacağını ve seçimlerin 2023 yılında yapılacağını da yineledi. HDP’ye açılan kapatma davasını da değerlendiren MHP Lideri, ”Bir daha açılmamak üzere kapatılmalı” diye konuştu.

MHP 13. Olağan Büyük Kurultayı, Ankara Spor Salonu’nda yapılıyor. Kurultayda konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP, İP ve HDP’ye yüklendi. HDP’ye açılan kapatma davasına değinen Bahçeli “HDP’nin açılmamak üzere kapatılması tarihe borcumuzdur, savcının kapatılma talebi yüreğimize su serpmiştir. HDP başka bir isimle de açılmamak üzere kapatılmalıdır” dedi

CHP, İYİ PARTİ, HDP’YE DAVETİYE GİTMEDİ

CHP, İYİ Parti ve HDP’ye davetiye gönderilmeyen kurultayda AKP’yi temsilen AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in aralarında bulunduğu 5 kişilik heyet bulundu. AKP’nin yanı sıra Büyük Birlik Partisi, Demokratik Sol Parti, Yeniden Refah Partisi, Anavatan Partisi, Makedonya Türk Demokratik Partisi’nden de heyetler katıldı.

Merkez Yönetim Kurulu’nda yüzde 40’ı bulan bir değişim yapılması bekleniyor. MHP’nin kurultayında üst kurul delegelerinin kullandığı oylarla 75 asil 25 yedek Genel Başkan ve MYK seçimi yapılacak. Ayrıca MDK 9 asil ve 5 yedek üyeyle seçilecek.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şu şekilde:

 Mart ayının 18’inde; yani bugün, Çanakkale ruhunun ilhamıyla, İstiklal Marşı’mızın ikramıyla, şühedanın itibarıyla, milletin iradesiyle, Ülkücü ömürlerin ihlasıyla 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı’mızı ifanın emsalsiz kıvancını yaşıyoruz. Konuşmanın başında hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Burayı şereflendiren her kardeşimi en içten, en halisane duygularımla kucaklıyorum.
Edirne’den Kars’a, Mersin’den Trabzon’a, İzmir’den Hakkari’ye kadar ülkemin her yerini; bunun yanında Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne, Ortadoğu’dan Kafkaslar’a, Afrika’dan Balkanlar’a milli varlığımızın asaletini vicdanında taşıyan bütün kardeşlerimi selamların en güzeliyle selamlıyorum.


Merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi;

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Bastığımız yerleri toprak diyerek geçmiyoruz. Hep düşünüyoruz altında nice kefensiz yatanı.
Şehit oğluyuz, incitmiyoruz atamızı, vermeyeceğiz dünyaları alsak da bu cennet vatanı. Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.
Gönül isterdi ki, bu salonun içi de dışı da geçmişte olduğu gibi, hıncahınç dolsaydı.
Ancak bir yıldır hem ülkemizin hem de dünyanın kıyasıya mücadele ettiği KOVİD-19 hastalığından dolayı kurultayımıza katılımı mecburen sınırlı tuttuk.

‘KURALLARA MUTLAK SURETLE UYMALIYIZ’

Aramızda bulunamayan her dava arkadaşımızla, her vatandaşımızla mesafeleri aşan, zamanın dar kalıplarına sığmayan gönül birlikteliği içindeyiz. Her şeyin başı elbette sağlıktır.
Dikkatli olmalıyız, tedbirle hareket etmeliyiz, kurallara mutlak surette uymalıyız. Bu vesileyle geride kalan bir yıllık zaman süresinde, KOVİD-19 virüsünden dolayı hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, halen tedavi gören kardeşlerimize şifalar diliyorum.
Rabbim sizleri, milletimizi ve tüm insanlığı her türlü afet, musibet ve hastalıktan korusun diye dua ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı’mıza katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyor, hepinize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

“KIZIL ELMAYA HEY KIZIL ELMAYA”

Yiğitler kan döker bayrak solmaya,
Anadolu başlar vatan olmaya,
Kızılelmaya hey Kızılelmaya,
En güzel marşını vurmada mehter,
Ya Allah Bismillah Allahüekber.

Tam 52 yıldır siyaset sahnesindeyiz, milli gönüllerdeyiz. Akif’in dediği gibi, üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapmadık, hele hak namına haksızlığa ölsek tapmadık. Zaman oldu, şafağı sökmeyen gecelerde ülkülerimizin nuruyla aydınlandık.

Zaman oldu, bir hilal uğruna, bir hakikat uğruna, bir haysiyet ufkunda güneş gibi battık.
Anılarımızı pusula yaptık açıldık geleceğe, acılarımızdan ders aldık tutunduk gerçeklere.
Yeri geldi, iftiralarla boğuştuk durduk. Yeri geldi, ihanetlerle boğulmak istendik. Vazgeçmedik sevdamızdan, dönmedik yolumuzdan, şikâyet etmedik sırtımızdaki yüklerden. Çünkü yolu doğru olanın yükü ağır olur dedik, Ülkücü olmanın varsa bir bedeli seve seve ödemeyi diledik.
Geride kalan on yıllar içinde;

Milliyetçi-Ülkücü Hareket, Türk milletine adanmış faziletli hayatların mecmuudur. Milliyetçi-Ülkücü Hareket, Türklüğün bekasını korumaya yemin etmiş serdengeçtilerin, inanmış vicdanların, ilkeli dava insanlarının düşmeyecek kalesidir.

Merhum Hüseyin Nihal Atsız, ne güzel de söylemiş:

Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.
Biz yürüdükçe, hainler kaçacak delik arayacak.

Biz yürüdükçe, Türkiye düşmanları köstebekler gibi saklanacak. Biz yürüdükçe, millet yürüyecek, tarih dile gelecek, destanlar söylenecek, Türkiye yükseldikçe yükselecek.

FEZLEKELERİNİN ‘ÖNÜNE ARKASINA BAKALIM’ DEMEK SİYASET DEĞİLDİR

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne saldırı ve suikastın adı özgürlük değildir, insanlık değildir, insan hakları hiç değildir. Üniter milli devletimizi hançerlemek için ittifak kurmak, yakılan ağaçları yakanlarla tekraren dikmek, bölücü milletvekillerinin TBMM’ne gelen fezlekelerinin önüne arkasına bakalım demek siyaset değildir, adamlık değildir. Neyine bakacaksınız fezlekelerin, önünde hukuk, arkasında adalet vardır.

Yetmiyorsa bu sizlere, önünde millet, arkasında da devlet olduğunu mutlaka göreceksiniz.
Fakat gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, dilleri var söylemiyor. HDP, Türk demokrasisinin çevresini sarmış mayın tarlasıdır. CHP, Türk siyasetine tutunmuş beşinci kol faaliyetidir. İYİ Parti, Türkiye’nin kötülüğüne hizmetkarlık yapan, siparişle kurulan, uzaktan kumandayla kontrol edilen melanet bir projedir.

“CUMHURBAŞKANI ADAYIMIZ SAYIN MUHTEREM RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR”

Cumhur İttifakı’nı arayan Pensilvanya’da değil, Kandil’de değil, muhasım çevrelerin kapılarında değil, başkent Ankara’da, dünyaya Türkçe bakan iradenin sağlam ahlakında bulacaktır.
Tarafımız bellidir, o da Cumhur İttifakı’dır.

2023’de Cumhurbaşkanı adayımız bellidir, o muhterem isim Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, AK Partili kardeşlerimize huzurlarınızda teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Cumhur İttifakı, 106 yıl önce Çanakkale’yi geçilmez yapan haşmetli imanın, devleşen milli asaletin emanetçisidir. Bizim ittifakımız yalana karşı doğrunun, sahteliğe karşı sadakatin, hıyanete karşı vatan sevgisinin ittifakıdır. Sudan sebeplerle Türkiye’yi kötüleyenlere karşı vakarın ve vefanın ittifakıdır.

Kılıçdaroğlu, bir tarafta Türkiye’de can ve mal güvenliği yok derken, diğer tarafta 10 milyon işsiz olduğunu söyleyerek halt etmiş, kuyruklu yalanlarına sürekli yenilerini eklemiştir.
Üstelik her muhtarlığa bir özel kalem müdürü atanırsa işsizliğin sona ereceğini cahilce müjdelemiş. Atalarımız şu veciz sözü boşuna söylememiş: “Âlim ile eyle ülfet alırsın mertebe, cahil ile etme sohbet dönersin merkebe.” CHP Genel Başkanı, tarlayı bilmez, traktöre binmez, çiftçimizi konuşur. Bakkala girmez, manavı görmez, marangozu tanımaz, siftahsız günü sorsanız, soğan sarımsak anlar, gelin görün ki esnafımızı konuşur.

Memurlarımızdan ve işçilerimizden bahseder, sıra CHP’ye oy vermeyenlere gelince hakaretleri birbiri ardına sıralamaktan arlanmaz, utanmaz. Ne emeklidir meselesi, ne yoksuldur düşüncesi, tek geçim kapısıdır siyasi menfaat çetesi.

“SEÇİMLER ZAMANINDA YAPILACAK”

Erken seçim diye tutturanlar, erken seçimden başka seçenek kalmadı diye yutturmaya çabalayanlar, iyi bilsinler ki, seçimler zamanında yapılacak, Türkiye rotasından çıkmayacaktır.
Cumhur İttifakı’nın tavizsiz ve tavsamaz kararı budur. Cumhuriyet’in 100’üncü yıldönümü olan 2023’de yeni bir tarih yazılacak, yeni bir sayfa açılacak, muhkem ümitlerin canlılığıyla dirlik içinde istikbale Cumhur İttifakı’yla ulaşılacaktır.

Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun!
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Bölücü sapıklar aklına koysun
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
O tek millet, Türk milletidir.
Tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Tek vatan, Türk vatanıdır.
Tek bayrak, ay yıldızlı al bayraktır.
Tek dil ise anamızın ak sütü olan Türkçe’dir.
Alim, müfessir ve mutasavvıf İsmail Hakkı Bursevi, 1725 yılında şöyle yazmıştı:
“Adem cennetten, lisan-ı Türkî ile ‘kalk’ demekle kıyam edip çıkmıştır. Zira, dünyada âhir tasarruf Türk’ündür.”

Türkiye, tarihinin en önemli yönetim reformunu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle başarmıştır. Yeni sistem Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine dayanmıştır. Parlamenter sistemdeki teklemeler, tıkanmalar, kutuplaşmalar, kafa karışıklıkları, karar sürelerindeki çalkantılar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle aşılmıştır.

“TÜRK TİPİ BAŞKANLIK MODELİ TABAN TUTMUŞTUR”

Türk milleti, tarihsel müktesebatına uygun yönetim sistemiyle gücüne güç katmıştır.
Türk devlet felsefesine müzahir olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, işin özünde Türk Tipi Başkanlık Modeli’nin farklı bir isimlendirmesidir. Bir yönetim sisteminin nasıl ve ne şekilde tarif edildiğinden ziyade, fonksiyonel olup olmadığına, beklentileri karşılayıp karşılamadığına, demokratik özellikler taşıyıp taşımadığına, millette karşılık bulup bulmadığına odaklanılması en dengeli bakıştır.

Önyargıları bir kenara bırakarak, Türkiye’nin sistemik düğümünün, sistemsel aksaklıklarının milli iradeyle çözülmesinden herkes memnun ve mutmain olmalıdır. Etrafını cami, ağyarını mani bir ifadeyle söylersek, 9 Temmuz 2018’den itibaren resmen uygulamaya geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yani Türk Tipi Başkanlık Modeli, taban tutmuş, tarihsel ve kültürel mazimizle örtüşmüştür.

Bir yönetim sisteminin kökleşip olgunlaşması sabahtan akşama olacak şey değildir.
Böylesi bir beklenti oluşturmak iyi niyetle izah edilemeyecektir. Yürürlükteki sistemin sadra şifa olması, devlet ve millet hayatına bütün imkanlarıyla nüfuz etmesi için müşterek emek gerekir, zaman gerekir, özveri gerekir, destek gerekir, ters propaganda akıntılarının gemlenmesi gerekir.

Devasa İmparatorluğun dağılması, paylaşım yüzünden Avrupa’nın birbirine girmesi demekti.
İşte Osmanlı’nın parçalanmasını sorun çıkarmadan sona erdirme meselesine Şark Meselesi adı verilmiş, Türk milleti böylelikle hala devam edegelen kuşatma altına alınmıştır.

O gün bugündür Şark Meselesi dozajı artan veya azalan ölçülerde varlığını sürdürmüştür.
Yeni yönetim sistemi her türlü iç ve dış ablukaya karşı milli direnişin burcu, Türk milletinin geçmişle geleceği buluşturan kararıdır.

ÇANAKKALE’DE KAHRAMAN ECDADIMIZ BUNA SET ÇEKMİŞTİR

Meselenin özünde ve son tahlilde Türklerin Anadolu’dan çıkarılması vardır ki, 106 yıl önce Çanakkale sahillerinde tüm maddi ve manevi imkanlarla kahraman bir kuşak buna set çekmiştir.

Anafartalar, Arıburnu ve Conkbayırı’nda Mustafa Kemal’in muhteşem iradesi, Cephe komutanı Esat Paşa’nın korku tanımayan idaresi, Seyit Onbaşı’nın sırtına binen bağımsızlık iffeti,
Bigalı Mehmet Çavuş’un 25 neferiyle Seddülbahir’den çıkarma yapmak isteyen müstevlilere cesur direnişi, 57’inci alayın şehit şehit arşa yükselişi, Tophaneli Yüzbaşı Hakkı’nın Karanlık Limanı mayınlarla doldurup yenilmez armadaları denize gömüşü, 250 bin şehidin kahramanca kazdığı manevi siperi, çılgın Türkler’in konu vatan, konu millet, konu beka olunca neleri yapacağının, nasıl candan geçeceğinin, ama vatandan asla vazgeçmeyeceğinin hayranlık uyandıran tarihi şahikasıdır.

Merhum Hocamız Prof.Dr.Osman Turan, Türk-Cihan Hâkimiyeti Mefkûresini gayet tesirli ve teferruatlı ölçülerde, ilmi gerçeklere de riayet ederek bizlere nakletmiştir. Aziz Türk milleti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi vasıtasıyla tekraren cihan ruhuna taliptir. Uygulama sonuçları itibariyle göz dolduran bu sistem devlet-ebed müddet, millet-ebed müddet anlayışımızın delinmez zırhı, devrilmez eseridir. Kendimize özgü, bizi bize anlatan, bizi biz yapan, milli kültür ve karakterimizle birebir çakışan, devlet yönetimine denge, toplum hayatına sükûnet ve huzur getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, milletler ve medeniyetler mücadelemizde milli ve stratejik gücümüzdür.

“ARTIK PARLAMENTER SİSTEME GERİ DÖNÜŞ YOKTUR”

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 2023 ve takip eden on yılları kapsayan stratejik hedeflerimizin ilki, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne, daha yerinde bir ifadeyle, Türk Tipi Başkanlık Modeli’ne sahip çıkmak, ilke, kural ve kurumlarıyla yaşamasına hizmet etmektir.
Buna karşılık, güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem teklifleri beyhudedir, eskiye kıvrılıştır, geleceğe dair söyleyecek bir şeyi olmayanların acıklı kıvranmasıdır.
Güçlendirilmiş parlamenter sistem kavramını ilk dile getiren, şu işe bakınız ki, terörist Selahattin Demirtaş’tır.

Zillet ittifakının, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ezberi; içi boş, günü kurtarmaya dönük taktik bir adımdır. Artık Parlamenter Sisteme geri dönüş yoktur. Milli iradenin tartışmaya açılması, 2,5 yılını doldurmuş yeni sistemi karalama yarışı demokratik bir haktan öte; baskıcı, bağnaz, hoşgörüsüz, hazırlıksız, tahammülsüz ve tahakkümcü bir siyaset ayıbıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; siyasi, hukuki ve ekonomik reformlarla kökleştirilmeli ve güçlendirilmelidir. Memnuniyetle söylemek gerekir ki, bu süreç kararlılıkla devam etmektedir.
Eksik varsa giderilecek, yetersizlik varsa telafi edilecektir.




Milliyetçi Hareket Partisi bu kapsamda gerekli çalışmalarını sürdürmektedir ve önümüzdeki birkaç ay içinde hazırlıklarımız Allah’ın izniyle tamamlanacaktır. Ayrıca, Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirilmelidir. Seçim Kanunlarında düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi Etik Kanunu çıkarılmalıdır. TBMM İç Tüzüğü yeni sistemle uyumlu ve Meclis çalışmalarıyla ahenkli hale getirilmelidir. Milletvekilliği dokunulmazlığı yeni baştan ele alınmalıdır. Kamu Kurumu Niteliğindeki Mesleki Kuruluşlarının yasal ve hukuki yapısı titizlikle gözden geçirilmelidir.
Kamuoyu araştırmaları ve sonuçlarının yayınlanması hakkında geniş değişikler yapılmalı ve tedbirler alınmalıdır.

EKONOMİSİ BÜYÜYEN İKİ ÜLKEDEN BİRİSİ TÜRKİYE’DİR

Türkiye’de aç ve açıkta hiçbir kardeşimizin yaşamasını istemiyoruz. Adaletli bir gelir dağılımı olsun diyoruz. Sosyal yardımların daha da güçlendirilmesinden yanayız. Çok yiyenle hiç yemeyen, çok kazananla ancak karnını doyuran arasındaki çelişkinin para ve maliye politikalarıyla düzeleceğine, mali disiplin ve tasarruf tedbirleri sayesinde savurganlığın büyük çapta engelleneceğine inanıyoruz.

İşsizlikle mücadelede, faizlerin aşağıya çekilmesinde hükümetin kararlılığını görmekten bahtiyarız. Fiyat istikrarının sağlanarak enflasyonda kalıcı düşüşleri yakalayacağımız günler uzakta değildir. Günümüz dünyasında siyasi güç silahın yanı sıra, hatta toptan tüfekten daha çok, ekonomik üstünlük ve ticari enerjiyle sağlanmaktadır. Modern dünyanın işleyişi bu yöndedir.

Kurtuluş Savaşı’nı kağnıyla kazanan, ama 11 yıl sonra uçak üretmeyi başaran bir milletiz.
İnsanımızın ihtiyaç ve isteklerini; yerli, milli ve üreten bir ekonomik sistemle karşılamak zorundayız. Askeri, diplomatik ve siyasi muvaffakiyetlerimizi ekonomik gelişmelerle taçlandırmak hem istiklalimizi, hem de istikbalimizi güvenceye kavuşturacaktır.
2020 yılında küresel ekonomi yüzde 3,5 oranında küçülmüştür.

Küresel ticaretteki daralma yüzde 10 düzeyinde, uluslararası yatırımlardaki düşüş yüzde 42 seviyesindedir. Tarihin en büyük küresel borç miktarı KOVİD-19 salgını döneminde gerçekleşmiş ve 280 trilyon doları geçmiştir. Bazı ekonomistler 1929’dan daha şiddetli ve büyük bir kayıpla karşı karşıya olduğumuzu iddia etmektedir.

Ancak Türkiye ekonomisi 2020 yılında yüzde 1,8 oranında büyüme kaydetmiştir.
Ne mutlu bizlere ki, G-20 ülkeleri arasında ekonomisi büyüyen iki ülkeden birisi Türkiye olmuştur. Ekonomide yaşanan canlanma ve toparlanma vatandaşlarımızın kesesine, devletimizin kasasına mutlaka yansıyacaktır.

Gelecek güzel günler için biraz daha sabırlı olmalıyız. Türkiye istikbalin dirliği amacıyla muazzam bir kalkınma ve demokrasi mucizesini başarmaya şüphesiz muktedirdir.
Ülkemizi dünya genelinde demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü konularında kusurlu göstermeye çalışan mihraklar, FETÖ’cülerin, Türk ve İslam düşmanlarının teşvik ve tahrikiyle mesafe alanlardır.

Diyorlar ki, Türkiye’de totaliter eğilimler güçleniyormuş. Diyorlar ki, demokrasi zayıflamış, düşünce ve ifade hürriyeti kalmamış. İsveç merkezli bir enstitünün ‘2021 Demokrasi Raporu’na göre, ülkemiz Polonya ve Macaristan’dan sonra en fazla otoriterleşen ülke olmuş.
Bu çürük çarık iddiaların üç boyutlu hedefi vardır. Birinci boyutunda, ülkemize gelen yabancı yatırımları caydırmaktır. İkinci boyutunda, uluslararası camiada saygınlığımızı lekelemektir.
Üçüncü boyutunda ise milli çıkarlarımızdan ve egemenlik haklarımızdan taviz beklentisidir.
FETÖ’cü hainler Yunanistan’ı, hatta diğer AB ülkeleriyle ABD’yi sığınma limanına çevirmişken hiç kimsenin sesi çıkmıyor.

PKK’nın siyaset uzantıları Meclis’te, belediyede, iş aleminde, medyada, üniversitelerde, dahası sokaklarda nasıl gezecekler, nasıl tehditler savuracaklardı?

“ARTIK PARLAMENTER SİSTEME GERİ DÖNÜŞ YOKTUR”

Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alındığı ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir düzenin varlığı tüm kazanımlarıyla ortadadır. Türkiye’de demokrasi yok diyenler, gelsinler bunu külahıma anlatsınlar. Tarihimizin hiçbir döneminde bu milletin sinesinden diktatör çıkmadı, tiran çıkmadı, yönetim hayatımızda ise despotizmin en ufak emaresine tesadüf edilmedi. Demokrasi ahkamı kesenler, terörizme özgürlük arayanlardır.
İnsan hakları konusunda bilirkişi rolüne soyunanlar, konu Türk oldu mu, konu Müslüman oldu mu, insanlık onurunu hiçe sayan vicdansızlardır.

Türkiye ekonomisini bir yanda reformlarla güçlendirirken, diğer yanda aslı astarı olmayan iddiaları kaynağında yok etmek gayesiyle; hukuk, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları kapsamında yüksek standartlara ulaşmak mecburiyetindeyiz. Bugünkü dünyada ekonomi, dönen çarklarla, işleyen tezgahlarla, yenilikçi adımlarla, teknolojik sıçramalarla, çalışan fabrikalarla, üretim faktörlerinin bir araya gelmesiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkmıştır.
Ekonomi sadece ekonomi değildir.

Demokrasidir, adalettir, ahlaktır, güvendir, güvenliktir, eşitliktir, hakkaniyettir, paylaşımdır, özgürlük değerleriyle bütünleşmiştir. Dünyanın herhangi bir yerinde para, finans ve kur operasyonlarıyla Erzurum’lu Hasan kardeşimizin, Ağrı’lı Mehmet kardeşimizin, Balıkesir’li Ayşe kardeşimizin refahından çalanlara, helal lokmasını gasp edenlere karşı ya bir yol bulmalıyız, ya da kendi yolumuzu kendimiz açmalıyız.

“Ekonominizi mahvederim” diyen meczupların, Twitter mesajlarıyla para simsarlarını ve küresel tefecileri üzerimize kışkırtıp döviz kurunu yükseltmelerine müstahak değiliz. Buna asla mahkum olamayız. Milliyetçi Hareket Partisi serbest piyasa mantığını kabullenmektedir.
Ancak milli, manevi ve ahlaki değerlerimizle pekişmiş, geleneksel davranış kalıplarımızla perçinlenmiş, rasyonel olduğu kadar irrasyonel eğilimleri de gözetmiş bir ekonomik sistem üzerinde mutlaka çalışmak zorundayız.


Unutmayalım ki, bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. Başkalarının koyduğu kurallara uyarak ancak karın doyururuz.

İnsanlık büyük bir salgınla mücadele etmesine rağmen, dayanışmaya ve yardımlaşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarken, belki de Soğuk Savaş yıllarını bile mumla aratacak bir cepheleşme iklimi dünya genelinde vasat bulmuştur. Ne yazık ki, beşeriyet karanlık bir tünele girmiştir. Kavramlar aşınırken, değerler erozyonu yaşanmaktadır.

İlim ve teknikte yaşanan göz kamaştırıcı gelişme aynı oranda sosyal ve ahlaki alana sirayet etmemiştir. Bundan mülhem ağır sorunların insanlığa musallat olduğunu görmek lazımdır.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Pençe-Kartal Harekâtlarıyla güney sınırlarımız boyunca kurulmak istenen terör de vleti engellenmiştir. Hükümetimizin kararlılığı, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin fedakarlığı, polislerimizin ve güvenlik korucularımızın cesaretiyle ihanetin damarları kesilmiştir.

Dördüncü stratejik hedefimiz, Cumhur İttifakı’nın varlığı içinde terörle amansız mücadeleye, son terörist, son kanlı silahıyla ele geçirilesiye kadar destek vermek, Türk milletini bu şiddet ve dehşet sarmalından çekip çıkarmaktır.

Papa’nın, Irak’ın kuzeyini ziyareti anısına bastırılan değersiz pulda sözde Kürdistan haritasının resmedilmesi alçaklıktır, adiliktir, ahlaksızlıktır, organize bir senaryonun parçasıdır.

Türk milleti bu kanlı ve hain senaryoya, bölücülüğe ve bölünmeye asla izin vermeyecektir.
Terörist sevk ve hazırlık merkezi olan HDP, ayranımızı kabartmasın.

“HDP’NİN KAPATILMASI İÇİN AYM’YE AÇILAN DAVA MİLLETİMİZ YÜREĞİNE SU SERPMİŞTİR”

HDP, PKK’dır, cinayettir, bölücülüktür, masumlara, çocuklara, gençlere kadınlara ölüm tuzağıdır. HDP ile yasak ilişki zalimlere diz çökmektir. HDP’yle ittifak kurmak, terörist Demirtaş ile kahvaltı planları yapmak hiç kimseye iyilik ve onur sağlamayacak, bilakis hıyanete ortak edecektir. CHP seçimini yapmalıdır; sözde Kürdistan projesinin yanında mıdır? Karşısında mıdır? İYİ Parti kararını netleştirmelidir; FETÖ ve PKK’yla kol kola yürümeye devam mı edecektir? Tamam mı diyecektir?

HDP, siyasi kisveye bürünmüş suç örgütüdür, herhangi bir isimle açılmamak üzere kapatılması tarihe, millete, adalete ve gelecek nesillere namus görevidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılma istemiyle hazırladığı iddianameyi dün itibariyle Anayasa Mahkemesi’ne göndermesi hakkın, hukukun ve adaletin sesidir ve bu gelişme milletin yüreğine su serpmiştir.


Türk’üm deriz, doğruyum deriz, çalışkanım diye sesleniriz, adımızdan, ahlakımızdan, anılarımızdan ve andımızdan şu bu istedi diye asla vazgeçmeyiz. Kırmızı çizgilerimizin pembeleştiğini söyleyen çürümüş CHP sözcüsüne diyorum ki, senin her yerin zift gibi kara olmuş haberin yok, her sözün kendin gibi laçkalaşmış bildiğin yok. İlle de pembe arıyorsan önce kendine bakmalısın, fakat buna bile yüzün yok.

Bu arada Kılıçdaroğlu’na da tavsiyem; aklı varsa kendine saklasın, arayacağı varsa durmasın arasın, cesareti varsa, yüreği yetiyorsa bölücü dostlarına rest çekip tüm bağlarını koparsın.
Ey CHP yönetimi, sizin nereniz Türk ki, Andımız’a sahip çıkacaksınız. Sizin nereniz doğru ki, Andımızı söylemek size yakışacaktır. Biz varlığımızı Türk varlığına armağan etmişken, sizin kimlerin tutsağı, kimlerin taşeronu, kimlerin hizmetkârı olduğunu bilmeyen kalmış mıdır?

Türkiye, küresel ve bölgesel hesapları bozan bir ülkedir. Artık söz dinleyen değil, sözü dinlenen bir kuvvettir. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişimini bir milat olarak kabul ettiğimizde, Türkiye’nin milli güvenliğine karşı tehditlerin beka düzeyine varacak bir düzleme kaydığı görülecektir.

ABD’nin, Batılı müttefiklerimizin ve NATO’nun bu tehditleri anlamadığı, paylaşmadığı, daha acıklı olanı da bu tehditlere açıktan veya örtülü destek vermeleridir. Türkiye’nin takip ve temin edeceği milli strateji, uluslararası sistemin yapısal dinamiklerinin ortaya çıkardığı fırsat ve risklerle yakından ilişkilidir. Doğaldır ki, milli stratejimiz tasarlanırken, gelecek vizyonumuz, tarihsel misyonumuz, küresel düzenin yapısal dinamikleri doğru kavranmalıdır.

Bu stratejiyle, Türkiye’nin hedefleri ve potansiyel gücü arasında bir dengelenme, esnek bir planlama ve uluslararası sistemin çıktıları üzerinden dinamik bir revize sürecinin işletilmesi gerekmektedir.

S-400 AÇIKLAMASI

Bu nedenle bir yanda Rusya ile komşuluk ilişkilerimizi geliştiriyorken, diğer yanda ABD’nin dostluk ve müttefiklik hukukuna saygı ve riayetini bekleriz, bu konuda da aktif ve ön alan bir diplomasi takip etmeliyiz.

S-400 hava ve füze savunma sistemi milli egemenlik konusudur, bu suretle vatan savunması başkalarının keyfine ve insafına bırakılamayacaktır. Mısır’la kurulan sıcak ve yapıcı diyaloglar isabetlidir, bize göre eski seviyesine çıkarılmalıdır. Unutmayalım ki, devlet, duyguyla değil, akıl ile yönetilir. Devletlerarasında keskin hatlarla ihata edilmiş dostluk ve düşmanlıklar olmaz, bugüne kadar da olmamıştır. Türkiye’nin jeopolitik kodlarının odak noktası, milli kültürü, milli tarihi, milli kimliği ve kucaklaşmayı bekleyen Türk Dünyası ile kuracağı ilişkiler olmalıdır.
Karabağ Zaferi ile açılan Nahçıvan Sınır kapısı fiilen ve fikren manevra alanımızı çok daha fazla genişletecektir.


Bir Şeyler Yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.